Hiç pes etmedi kazandı

Yaklaşık 40 senedir sektörde olan Michelle Yeoh, 95 yıllık Oscar tarihinde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazanan ilk Asyalı oyuncu oldu. Üstelik bu ödüle 60 yaşında layık görüldü. Siyahilerden, kızılderililerden, yıllarca ötekileştirdikleri azınlıklardan özür dileme sırasında bu sefer Asyalılar vardı Akademi için. Halbuki Yeoh yıllarca istediği gibi roller gelmediği için hem mağdur olmuş hem de mücadele etmişti Hollywood’daki ayrımcılıkla. 1962’de Malezya’da doğan Yeoh’un hayali balerin olmaktı, eğitim de aldı ama sakatlık geçirince bu hayali yarım kaldı. 1983’te annesi onu, haberi olmadan güzellik yarışmasına yazdırdı. Malezya güzeli seçildi, Dünya Güzellik Yarışması’nda Malezya’yı temsil etti. Bu görünürlük ona kamera karşısında ilk deneyimini getirdi. Jackie Chan ile birlikte bir saat markasının reklam filminde rol aldı. Ardından Hong Kong aksiyon ve dövüş filmlerinde oynamaya başladı. O zamanlar uluslararası ve batılı izleyicilerin daha benimseyeceği fikriyle, kendi soyadı yerine Michelle Khan ismiyle jeneriklerde yer aldı. 

Farklı Bond kızı 

Dünya çapında tanınması, Bond kızını canlandırarak gerçekleşti. 1997 tarihli “Tomorrow Never Dies/Yarın Asla Ölmez”de Pierce Brosnan’ın hayat verdiği 007’nin karşısında alışagelmiş, seksi ve edilgen Bond kızı klişesinden alabildiğine uzaktı. Zeki ve iyi dövüşen, gerçek bir kadın karakter yaratmayı hedeflemişti. Öyle de oldu. İlk Asyalı Bond kızı olmasından sonra film tekliflerinin ardı arkası kesilmedi  

ama Hollywood ona “kırılgan Asyalı kadın” rollerini dayatıyordu. İstediği rol bir Uzak Doğu hikâyesiyle, Ang Lee klasiği “Crouching Tiger, Hidden Dragon/Kaplan ve Ejderha”yla geldi.  

Bu filmde hem güçlü kadın karakteri hem de estetik dövüş tekniği ile gönülleri fethetti. Sonrasında Rob Marshall imzalı “Memoirs of a Geisha/Bir Geyşanın Anıları”, Danny Boyle’un “Sunshine/Gün Işığı”, John Woo projesi “Jian yu/Katiller Devri” gibi başarılı yapımlarda oynadı. Son dönemde büyük prodüksiyonlarda da yer alıyor, animasyonların seslendirme kadrosunda da… 

Film gibi geri dönüş

Tıpkı filmlerdeki gibi hızlı bir çıkış, sonra ağır bir çöküş ve ardından ayakta alkışlanan bir yükseliş öyküsü onunkisi; sonu seyirci için de başkahraman için de nemli gözlerle biten… ‘90’ların sonunda kaslı vücudu ve müstehzi gülümsemesiyle beyaz perdenin yükselen yıldızı olan Brendan Fraser’ın obez bir öğretmeni canlandırarak küllerinden doğması, mucizeleri ve fiziki değişimleri pek seven Hollywood senaristlerini bile kıskandıracak bir kariyer hikâyesi… Özel hayatındaki sorunlar yüzünden depresyona giren ve oyunculuğu da düşüşe geçen Fraser, yıllar sonra iddialı ilk filmi “The Whale/Balina”daki başrolü  

ile ilk kez Oscar’a aday oldu ve ilk  adaylığında En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandı. Mutlu son  tabirinin yaşayan kanıtı oldu. 

‘Kara listedeyim’ 

1968 doğumlu, Kanada kökenli Fraser oyunculuğa ‘90’ların hemen başında TV filmlerinde ve filmlerde küçük rollerle başladı. Şöhrete ulaşması ise milenyuma yaklaşırken gerçekleşti. Önce “George Of The Jungle/Orman Kaçkını” ve ardından “The Mummy/Mumya” serisiyle tüm sinemaseverlerin tanıdığı bir aksiyon kahramanına dönüştü. Her an bir espri patlatacakmış gibi bakan gözleri ve uğruna meşakkatli bir diyet uyguladığı kaslı fiziği ile Fraser’ın 2000’lerde de yoluna son sürat devam edeceği tahmin ediliyordu ama öyle olmadı. 2003’te Golden Globe (Altın Küre) Ödülleri’ni dağıtan Hollywood Yabancı Basın Birliği’nin başkanı Philip Berk’in tacizine uğradığını açıkladı ve ardından da bu ifşası nedeniyle Hollywood’da kara listeye alındığını söyledi. 

Boşanma ve nafaka 

Aksiyon filmlerinde oynamanın ve perdede kaslı görünmenin bedeli olarak başlayan sağlık sorunları, zorlu boşanma ve nafaka süreci de Faser’ı depresyona sürükledi. Oyunculuğa devam etse de kariyerini bir düzene oturtamıyordu. 2018’de Donald Sutherland ve Hilary Swank ile birlikte rol aldığı televizyon dizisi “Trust”taki performansı, onu yeniden olumlu yorumlarla buluşturdu. Bu arada arka planda kader ağlarını örüyordu tam anlamıyla. Darren Aronofsky, 2006 tarihli “Journey to the End of the Night”ı izlemiş ve filmde uyuşturucu bağımlısı bir kumarbazı canlandıran Fraser’ı kafasına yazmıştı. 

En etkili 100 kişi arasında

2022’de Time dergisinin geleneksel listesinde dünyanın en etkili 100 insanı arasında Michelle Yeoh vardı. Dergiye verdiği röportajda Asya kökenli oyunculara uzun süredir basmakalıp, önemsiz roller verildiğini vurguladı. Aynı yıl “Everything Everywhere All at Once/Her Şey Her Yerde Aynı Anda”da ailesi ve çamaşırhanesinin sorunlarıyla boğuşurken dünyayı da kurtaran Evelyn’i canlandırdı. Oscar törenindeki konuşmasında dediği gibi, kimsenin kendisine zamanının geçtiğini söylemesine izin vermedi, asla pes etmedi ve ödülünü de aldı.

Büyük sınav başlıyor

Aronofsky, 2012 tarihli “The Whale” adlı oyunu sinemaya uyarlamaya karar verdiğinde, kızıyla iletişim kurmaya çalışan obez edebiyat öğretmeni rolü için Fraser vardı aklında. Fraser bu rolle küllerinden doğdu ve bu fırsatı sağladığı için Aronofsky’ye minnetini hep ifade etti. Hikâyeler mutlu sonla biter de asıl yolculuk bundan sonra başlar aslında. Fraser, Oscar ile taçlandırdığı bu yükselişini sürdürebilecek mi? 54 yaşındaki aktör için asıl büyük sınav şimdi başlıyor.

Bir yanıt yazın