Kerpe ve Kaşot Adalarında 2.600 Yıllık Sualtı Hazineleri: Batık Gemiler ve Antik Ticaret Yolları

Kerpe ve Kaşot adaları arasındaki sular, 2.600 yılı aşkın bir denizcilik geçmişini saklıyor. Bu bölgedeki arkeolojik çalışmalar, batık gemiler, çapalar, amfora küpleri ve liman kalıntıları gibi buluntularla, antik dönemden 19. yüzyıla kadar uzanan kesintisiz bir deniz ticaret ve seyir geleneğini gün ışığına çıkarttı. Ulusal Yunan Araştırma Vakfı Tarih Araştırmaları Enstitüsü’nden arkeolog Xanthie Argiris’in liderliğindeki ekip, 2019 yılından bu yana Kerpe ve Kaşot’u ayrı adalar olarak değil, tek bir bütün olarak incelemekte. Kırkın üzerinde araştırmacının katıldığı bu çalışma çerçevesinde 120’den fazla dalış gerçekleştirildi. Dörtü antik, biri daha yakın döneme ait olmak üzere toplam beş batık keşfedildi ve on ila kırk beş metre derinlikte 26 yüzyıla ait kalıntılara ulaşıldı.

Tarih boyunca Güneydoğu Ege’nin bu dar geçidi, Rodos ile Girit arasındaki en yoğun deniz yollarından biriydi. Açık kayalıklar ve sert rüzgarlar denizciler için büyük tehlikeler oluştururken, korunaklı koylar hem sığınma hem de bekleme noktası işlevi görüyordu. Bulunan kalıntılar, bölgenin ticaret ağının genişliğini gözler önüne seriyor. Argiris, burada İspanya ve Kuzey Afrika kökenli amforalara rastlanmasının önemli bir keşif olduğunu vurguladı. Bu iki kulplu uzun seramik kaplar, zeytinyağı ve şarap gibi temel ürünlerin limanlar arasında taşınmasında kullanılıyordu. Bu buluş, bölgenin yalnızca yerel değil, Akdeniz genelinde de geniş bir ticaret ağına sahip olduğunu kanıtlıyor.

Kerpe ve Kaşot arasındaki su yollarının tarihi yalnızca batıklarla sınırlı değil. Bizans dönemine ait çapalar ve bu bölgedeki liman inşasına dair izler de önemli bulgular arasında yer alıyor. Kerpe’nin kuzeyindeki Tristomo limanı çevresindeki kalıntılar da bu verileri destekliyor. Tüm bulgular değerlendirildiğinde, buranın asırlarca aktif bir liman olarak kullanıldığı anlaşılmakta. Metallerin korunumu ise araştırmanın önemli bir yönünü oluşturuyor. Çapalar ve toplar gibi demir nesneler üzerinde uygulanan katodik koruma yöntemi, elektrik yükünü kaydırarak paslanmayı yavaşlatıyor.

Sualtı arkeolojisi, doğası gereği disiplinlerarası bir çalışma alanı. Arkeologlar, koruma uzmanları ve teknik personel, bulunan her nesneyi kayıt altına almak, temizlemek ve korumak için işbirliği yapıyor. Ekip, bu amaçla gelişmiş sonar, drone, lazer haritalama ve deniz tabanı kayıt sistemlerinden faydalanıyor. Nesnelerin birbirleriyle ilişkisini ortaya koymak oldukça önemli; bir çapa tarlası düzenli bir durma noktasını işaret ederken, farklı bir dağılım batığın parçalanma yerini gösterebilir. Araştırmacılar, ilerleyen süreçte çevrimiçi veri tabanları oluşturmayı, dijital yeniden yapılandırmalar yapmayı ve bölgeyi merak edenler için erişilebilir dalış rotaları belirlemeyi planlıyor. Ulusal Yunan Araştırma Vakfı tarafından yayımlanan bu çalışma, bölgenin esasen bir sığınak mı yoksa ticaret merkezi mi olduğunu henüz kesinleştiremedi. Bu sorunun cevabı, önümüzdeki dalış mevsiminde araştırılmaya devam edecek.