Kaybedilirse yeniden kazanılır: Güven… Ya mümkün değilse

Dr. Burcu Bostancıoğlu

Daha sonraları bu sırt dayanan taşın ismi Arka-Taş‘dan Arkadaş şeklini alarak dilimize yerleşmiştir. Hiç tereddüt etmeden güvenebileceğimiz, bizi sırtımızdan vurmayacağına emin olduğumuz, samimiyetine inandığımız kişilere “arkadaş” denilmiştir.

Zamanın getirdiği yozlaşmadan bazı durumlarda bu anlam içeren kelimeler ve değerler de zarar gördü elbette. Sırtınızı yasladığınız güvendiğiniz taştan ayağınıza takılan bilerek ve isteyerek oraya bırakılan taşa…

Derdi tasayı, kalbimizde bizi sıkan durumları paylaştığımız, bize özel olan, ancak güvenimizi kazanmış kişilere teslim ettiğimiz özelimizin gün gelip de ayağımıza bağlanan taşla bizi derin kuyulara atacağını kim bilebilirdi ki…

Elbetteki hiçbir şey eskisi gibi değil geçen zaman içinde vardığımız bu durakta. O anlardaki gibi masum, o zamanlardaki gibi dürüst ve çıkarsız değil. Ne geçen zamandaki gibi insanlar ve durumlar, ne de kelimeden ibaret olmayan hisler; sevgi, güven, dostluk…

Doğru ya da yanlış, karşılıklı ya da platonik olan ve adına aşk dediğimiz duygudurum beyne yüksek miktarda dopamin salgılar. Dopamin, yenilik arayışı, yaratıcılık ve hazzı temel alan bir sinir kimyası maddesidir. Dopamin eksikliği ve fazlalığı insan bedeninde ve beyninde farklı sonuçlara yol açar. Dopamin salgılamasına sebep olan her ne ise azalması, tetiklenmemesi bir süre sonra üzüntüyü ve psikolojik birtakım süreçleri tetikler.

Aşkın beyinde ve hisseden kişinin vücudunda yarattığı sürecin devamlılığı kişiyi yaşama karşı pozitif tutar. Lakin bu yoğun hissin beyni doyuramaması durumunda dopamin eksikliği farklı süreçlerin yaşanmasına sebebiyet verebilir. İşte bu ortaya koyulan eksiklikte yerine neyin koyulduğu ve ne ile teselli edinildiği yaşamsal sürecin belirleyicisi olabilir.

“Her şeyi paylaşırdık ama her şeyi. O varsa bana bir şey olmaz derdim. Ondan kötülük gelmez, bana zarar gelmesini istemez. Ona çok güveniyordum öyle ki en önemli sırlarımı paylaşıyordum onunla. Keşke her şeyi paylaşmasaydık da bu durumlara gelmeseydik. Beni acıtan, bana yük olan ama adına aşk denilen ve karşılığı olmayan ağır yükümü paylaşmıştım onunla. Bana yardımcı olacağını söyledi uzattığı o küçücük ilaç sandığım maddeyi. Önce acımı hafifletecek diye verdi bana onu, sonra beni hafiflettiğini hissetmeye başladım ve daha fazlasını istedim. Bir süre sonra beni hafifleten maddeyi taşıyarak ve başkalarını bu çukura çekerek vicdanımı ağırlaştırdım ve daha fazla içtim. Şimdi kalbim ağır, vicdanım ağır, vücudum ağır, beynim ağır, hafif olan tek şey ruhum.. Sanki çıkıp gidecekmiş gibi…”

Öylesine canı yanıyordu ki bu cümleleri kurarken yangını görüyordum gözlerinde. Ona yasak olan birini sevmişti karşılıksızca Ç.R. Yük ağır gelince en güvendiğimizle paylaşırız, yani öyleydi uzun zaman önce.

Ç.R. bu ağır yükü paylaşıyor dostum dediğiyle. Bir süre sonra o yükü hissedilene bırakma tehdidi ile Ç.R.’ye yapmak istemediği ne varsa yaptırıyor madde için. Unutmasını sağlayacak, onu rahatlatacak vaadiyle verilen teklif, bir süre sonra yerini mecburi rahatlamanın çaresi olarak, bir alışkanlığa, bağımlılığa bırakıyor.

Evladının çaresizliğine çare olabilmek için çırpınan anne duyarlı bir mahalle muhtarı ile ulaşıyor bana. Birkaç tedavi girişimleri olmuş elbette anne zoruyla ama dediğim gibi ‘zoruyla’…

Yaşamda hiçbir yardım gerçekten kabulü kişi tarafından istenilmediği sürece etkili olmuyor. Hele bu madde bağımlılığı tedavisi ise, kişi ancak gerçekten istediği ve buna ihtiyacı olduğunu hissettiği zaman işe yarıyor o yardımlar. Ç.R.’nin maddeyi vücudundan arındırması için klinik yardım alması bir öncelikti elbette. Ama klinik yardım bağımlılık tedavisi sürecinde bir başlangıçtır sadece.

Kullanılan her maddenin çeşidi ve ona uygulanan tedavi şekli farklılık gösterebilir. Alınan maddenin yoğunluğu, ne ile birlikte alındığı yani tetikleyicisi hesaba katılır tedavi şekli ve süresinde. İyileşme sürecinde maddenin vücuttan atılma sürecinde kişiye verilen ilaç ve tedavi yönteminin yanı sıra rehabilitasyon ve psikolojik destek olmadan geri dönüşler kaçınılmaz oluyor.

Tedavi sürecinde ailelerin ve yakınların klinik tedaviden beklentileri elbette yüksek oluyor, lakin klinik tedavi vücudun maddeden arındırılmasını kapsar. Asıl olan beynin maddeden arındırılması ve nükslerin engellenmesidir. Bu da kişiyi madde kullanmaya iten, madde alımını tetikleyen travmatik durumun iyileştirilmesi ile mümkündür. Ç.R. ile oluşturduğumuz dışavurum programında platonik aşkın acısının dindirilmesinden ziyade birisine duyulan o güçlü duygunun ‘güven’in yeniden sağlanmasının zorluğu ortaya döküldü.

Aşk acısı belli bir süre sürecektir elbette ama denildiği gibi zaman en iyi ilaç olacaktır kişiler için. Ama ‘güven’, yeniden birisine karşı hissedilme olasılığı, kişinin bu hissi içinde yeniden inşası zordur.

Yeniden yıkılacak korkusu ile inşası en zor kaledir sarsılan güvenin sağlamlaştırılması..

Bir yanıt yazın